Friday, June 05, 2009

sorabilme(k)

"...yani sen elmayı seviyorsun diye
elmanın da seni sevmesi şart mı?..."
(N. Hikmet)

Soruyordun.

İlkyaz işte. Uyanıp bir bahçeyi dinliyoruz. Tenhalık böyle. Dallar mı kırılmış, sarmaşıklar mı toz içinde. Beklesem hemen gelecek olduğun. Tam öyle olduğun. Oysa hep yanımdasın, seninle her şey yanımda. Kırıp dökük de olsa yanımda. Mesela çok sevdiğin bir deniz bile yanımda. O deniz ki aramızda hiç kımıldamadan. Erkeğini iyi tanıyan bir kadın gibi yorgun. Yarısı yenmiş bir elmaydık bana sorarsan. İkimizdik, iki kişi değildik. Bakıyorsak birlikte bakıyorduk gözlerimin içine. Birlikte gözlerinin içine bakıyorduk senin. Yanlıştı, doğruydu, hiç bilmiyorum. Sanki bir bakıma ayrılık böyle. Karşılıklı otursak da ne zaman, masa örtüsünü ikiye bölen ellerimizdi. Bir tırnak yeşilinden gerisin geriye. Ayak bileklerimizden gerisin geriye. Bütün bunlar gereksiz, bilmiyorum sanma. Gereksiz ama yalnızlık böyle.

Edip Cansever

tavsiye: John Coltrane/ "Everytime We Say Goodbye"

..everytime we say goodbye, i wonder why a little..

Resim: Woman with Apple (Elmalı Kadın)/Gizem Saka

Saturday, May 02, 2009

açılabilme(k)

Bana yaşadığın şehrin kapılarını aç
Sana diyeceklerim söylemekle bitmez
Yıllardır yaşamımdan çaldığım zamanlar,
Adına düğümlendi
Bana yaşadığın şehirleri aç
Başka şehirleri özleyelim orada seninle
Bu evler, bu sokaklar, bu meydanlar
İkimize yetmez
(Özdemir Asaf) "Biz dev bir ağacın ufacık bir yaprağı üzerindeki küçük küçük kurtçuklarız zorba. Bu küçük yaprak bizim yer yuvarlağımızdır, ötekilerde gecenin içinde sallandıklarını gördüğün yıldızlardır. Biz küçücük yaprağımızın üzerinde sürünüyor ve onu hırsla araştırıyoruz, kokluyoruz. Bize güzel kokuyor ya da kötü kokuyor.Tadına bakıyoruz, yenilebilir buluyoruz. Vuruyoruz, sanki canlı birşeymiş gibi çığlıklar atıyor. En korkusuz olan insanlar yaprağın ucuna kadar varıyorlar,bu uçtan gözlerimizle kulaklarımız açık olduğu halde kaosa eğiliyoruz. Ürperiyoruz. Altımızda ki korkunç uçurumu görüyor, dev ağacın öteki yapraklarının çıkardığı gürültüyü uzaktan uzağa duyuyor, özsuyun köklerinden yükselip yüreğimizi kabarttığını kavrıyoruz. Böyle bir uçuruma eğilmiş bir halde de bütün bedenimiz ve bütün ruhumuzla korkunun içimizi kapladığını anlıyoruz. O andan sonra artık -şey- başlar...Sustum.O hırsla sordu:"Ne başlar?""...büyük tehlike başlar Zorba, bazılarının başı dönüp sayıklar, bazıları korkup yüreklerini sağlamlaştıracak bir karşılık bulmak için çırpınır ve buna Tanrı derler; bazıları da yaprağın kenarında uçuruma sakin sakin korkusuzca şöyle der
-hoşuma gidiyor. "

Nikos Kazancakis/ (Zorba)
tavsiye: Giorgos Dalaras/ "Prin To Xamara"

Friday, April 24, 2009

duyulabilme(k)

" kulak eğer gerçeği anlarsa gözdür"
(Mevlana)
Seviyorum suskunluğunu, sanki sen yokmuşçasına burada duyarsın beni uzaktan, dokunmaz sana sesim. Uçup gitmiş gibi gözlerin ve ağzın bir öpüşle mühürlenmiş. Seviyorum suskunluğunu, çok uzakta görünüyorsun sanki yas tutuyorsun, kumrular gibi cilveleşen kelebek benzeri. Uzaklardan duyuyorsun beni, ulaşmıyor sana sesim. Bırak da varayım dinginliğine sessizliğinde. Ve konuşayım sessizliğinle bir lamba gibi parlak, bir yüzük gibi yalın.
Gece gibisin, suskunluğun ve takım yıldızlarınla yıldızlarınki gibidir sessizliğin, öyle uzak, önyargısız. Seviyorum suskunluğunu, sanki sen yokmuşçasına burada uzakta ve hüzün dolu, sanki ölmüşsün gibi. İşte o zaman bir sözcük yeter,
uçarım, uçarım sevinciyle yaşadığının.
Pablo Neruda
tavsiye: Buena Vista Social Club/ "Silencio"


Wednesday, April 22, 2009

bilebilme(k)

İmkansız şey, şiir yazmak. Aşıksan eğer; ve yazmamak,
aylardan nisansa.
(Orhan Veli Kanık)
Akşamdı, adı bahar mı, gül mü, güz mü, ilk görüşte gülmeye başlamıştı. Biraz dalgın sesi titrek, selam vermemiştim oysa, belkide kırdım istemeyerek, hızlı hızlı yürüyordu. Kaşını almış, dudağını boyamıştı, yüzü sonbahar hüznü güneşe benziyordu, gülüşü birden bire geldi. Beklemiyordum keskin bir bıçak gibi saplandı aklıma, hep böyle cana yakın mı bakar acaba? Akşamdı, uzak bir deniz kenarında oturmuş efkar yakıyordum. Karanlık tutmuştu yolları, kimbilir kimin kimin boynundaydı kolları. Gecelerdir kötümserdim, sakallarımı uzatmış durup durup uzakları dinlemiştim. Belki de bir zehirli göz tarafından zehirlenmiştim. Telofonu geldi aniden, dilinde kelimeler bişeyler söylüyordu. Dilinde kelimeler, bilerek, bilmeyerek bişeyler söylüyordu gülerek. Yaz geçti, kış geçti, benden bir bahar geçti. Ben bahardan geçmedim. Akşamdı, uyanıktım, yatağımda oturuyordum. İstanbul mışıl mışıl uyuyordu. Şimdi ne yapıyordu, ne yemiş ne içmişti, nerede dans etmişti, gözleri dolu muydu, yoksa düşleri dolu muydu, neyse neyse bunları düşünmek istemiyordum. Kanıma girmişti bir kere, sanki başı göğsümde, eli elimdeydi. Yaşamak sevmekten geçer diyerek belkide sevdim isteyerek...
Sabahtı, o yoktu, ben yıkılıp gitmiştim. Bir daha ne zaman, nerede, ne olacağımızı ikimizde bilmiyorduk. Belki yeni başlayacaktık, belki hiç başlamayacaktık, belki de başlayıp bitirmiştik. Belki de Belki de..
Nazım Hikmet Ran/ (Bahar Gülü)
Kenny Drew Jr. Trio/ "Cancion Y.Danza VI"

Monday, April 20, 2009

hafifleme(k)

Bir kuştu, Allı allı bir kuş.
Her tüyüne bir çiçek bağladılar.Uçmadı o.
Bir kuştu, Mavili mavili bir kuş.
Her tüyüne bir boncuk bağladılar.Uçmadı o.
Bir kuştu, Yeşilli yeşilli bir kuş.
Her tüyüne bir çocuk kordelası bağladılar,
Uçtu o.
(Fazıl Hüsnü Dağlarca)

Bu sabah bir kuş hafifliğiyle kalktım, kabıma sığamıyorum! Havaya da diyecek yok doğrusu, anacığım. Biz de pencerelerimizi açtık, ortalık güneş içinde, kuşlar cıvıldıyor, kısacası ortalık baharın getirdiği şekilde. Düşlerim hep size aitti Varenka. Sizi, insan gönlünü hoş etmek, doğayı süslemek için yaratılan gök kuşlarına benzettim. Aklıma şu geldi Varenka. Türlü sıkıntı, üzüntü içinde yaşayan insanlar için kuşların kayıgısız, masum mutluluğunu kıskanmamak mümkün değildir. Daha buna benzer başka şeyler de düşünüp bazı karşılaştırmalar yaptım. Bende, bunlardan söz eden bir kitap var Varenka, her şeyi inceden inceye yazmış. Size bunları, hayallerin ne kadar çeşitli olabileceğini anlatmak için söylüyorum. İşte bu bahar mevsiminde de insanın aklına hep tatlı, heyecanlı düşünceler geliyor, herşey göze pembe görünüyor. Bunları bu yüzden yazdım. Kitabın yazarı, içindeki arzuyu şöyle bir şiirle ifade ediyor:
"Ah niçin bir kuş, yırtıcı bir kuş değilim!..."vs.vs...
Başka birtakım fikirler de var, ama nemize lazım.

Fyodor Mihayloviç Dostoyevski/ (İnsancıklar)

tavsiye: Giora Fiedman/ "Bublitschki"

Monday, April 13, 2009

bulabilme(k)

" Doğa, saklanmayı sever. "
Herakleitos
Şu yusufçuk vefasızın biriymiş kelebeğin kanatlarındaki bütün maviliği almış sonra da yüzüstü bırakmış biçareyi. Bir arının balına tamah etmiş ardına düşmüş. Balayı yolculuğuna çıkmışlar. Biçare kelebeğin nerede olduğu bile belli değilmiş...Sümüklü böcek bunları duyunca deliye döndü. Önce gelir diye bekledi. Gelseydi hiçbir şey sormadan bağrına basacaktı "kanadının mavisini ne ettin?" demeyecekti, sümüklü böcek onun mavisini sevmemişti ki...Kelebek gelmedi. Gelmeyince sümüklü böcek yolculuğa hazırlandı. Demir asa demir çarık gidecekti; yine bulacaktı kelebeği yine duyulmadık türküler söyleyecekti ona sevgili kelebeği teselli edecekti ona mavinin yeşilin hiçliğini anlatacaktı. Bu uzun yolculuktu belki hiç bir zaman bitmeyecekti. Bunun için düşüne düşüne kazandığı bütün bilgileri bir araya getirdi oyum oyum yüreğinin biçiminde sırtında taşıyacağı bir ev yaptı yola çıktı. Sonra sonra boynuzları büyüdü böcekler buna kötü bir anlam verdiler ama yanılıyorlardı sümüklü böceğin boynuzları o yüzden büyümemişti. Boynuzlarının ucunda gözleri vardı boynuzları yukarılarda kelebeği araya araya büyümüştü. Sümüklü böcek şimdi hala yoldadır kelebeği arar durur. Yağmur sonlarında bahçenize çıkarsanız görürsünüz. Sümüklü böcek yağmur sonlarında bir yerde duramaz olur gözleri göklerde yürür gider. Belki de bu yağmur sonu gökleri kelebeğin kanatlarını andırdığı içindir. Ya sümüklü böcek hala gider işte böyle... Ama budala bir aşık değildir, iyi şeyler düşünmeye her zaman devam etmiştir. Yavaş gitmesi bundandır. Geçtiği her yere parlak bir yol çizer incecikten. Bu parlak yol sümüklü böceğin en iyi en güzel düşünceleridir. Bilginler bu parlak yola eğilselerdi çok şeyler bulabilirlerdi. Ama sümüklü böceği küçük gördüler yolunu beğenmediler eğilmediler büyük büyük şeyler aradılar atom bombasını buldular.

Tahsin Yücel/ "Anadolu Masalları"

tavsiye: Arctic Monkeys/ "You Probably Couldn't See for the Lights but You Were Looking Straight at Me"




















Monday, April 06, 2009

dönüşme(k)

Tüm beşeri hayatın kendi mevsimleri ve devreleri vardır ve hiç kimsenin kişisel kaosu kalıcı değildir. Kış her şeyden sonra, ilkbahar ve yaza yol verir, bazen dallar çıplakken ve toprak buzdan çatladığında, insanlar onların asla gelmeyeceğini sansa da, ilkbahar ve yaz daima gelirler.
(Truman Capote)

Avludaki erik ağacı bir küçük bir küçük, benzemiyor doğru dürüst bir ağaca bile.
Ama gene de parmaklıkla çevrili dört yanı,
korunsun diye güvenlik içinde.
Büyüyemiyor, zavallıcık,
büyümeyi isterdi tabii.
Çok az görüyor güneşi, yapacak bir şey yok artık.
Erik ağacı erik vermiyor hiç.
Gel de erik ağacı olduğuna inan.
Ama gene de bir erik ağacı o,
belli yapraklarından.
Bertolt Brecht

tavsiye: Massive Attack/ "Silent Spring"