Saturday, June 30, 2007

inanma(k)

aşk eski bir yalan
adem'le havva'dan kalan...

Öyle, öyle inançsız ama inanmaya da aslında öyle meraklı, öyle tutkuyla aç’tı ki, Siz gerçekten inanıyor musunuz? derken. Tabii, diyorum ben, bıraksam kendimi dünden aşık, Tabii güzel hatta…en güzel şey, korkmasak…korkularımızla , aptal korkularımızla sarıp sarmalayıp da kaf dağının ardına atmasak! Hadi canım, aşk acıdan başka bir şey vermiyor insana! diye çırpına çırpına sahne almaya çalışıyordu o geçkin salak ama aldırmıyor, dahası kim bilir nerden nasıl yakaladığı ucu ikide bir önüme sürüp beni ömrümün en kutlu diline taşıdığı için minnet doluyordum bir yandan, hele parmağı ağzında çocuk güzelliğiyle dinliyorken o: Mesele, aşkı çok büyütmemizde asıl…zor bulunur, ömürde bir kez, mucizevi filan sanmamızda! Oysa onu hiç onun olmayan niteliklerle allayıp pullayıp ulaşılmaz kılmasak öyle, çok kolay, sıradan hatta…

Ama sonu hep acı, diyor bebeğim. Sonunda fena çıkıyor acısı…acıyla baş etmek kolay değil hiç! Acıyla baş edilmez ki! diyorum nerdeyse neş’eyle, başedilemez…Aşkla baş etmeyi düşündün mü hiç, onun gibi tıpkı! Ama çok zor! diyor tek kendine fısıldadığı bir isyanın çığlığı gibi çaresiz…Sev yaramı, der gibi sanki! Göze almak gerek, diyorum, mesele göze almakta…ya zor ve güzel, ya kolay ve sıradan…Aman acı olmasın da tek ben razıyım sıradan olmasına! diye yetişiyor öteki. E, herkes kendi yolunu yürür tabii diyorum, ilgisizliğimi onunla konuşmak gibi bir derdim olmadığını göstere göstere, benim ki gevezelik sonunda, tercih sizin! bozuluyor, Gene de yanılıyorsunuz bence, diyor yutkuna yutkuna, Aşk koca bir yalan, hüsrandan başka bir şey yok sonunda. Haklısınız! diyorum sonuna kadar kaybettiğini ilan edip ve birden…ruhumla gibi, Sizi öpebilir miyim? diye sesini çocuklaştırmış da gerdan kıran Fanfa’ya uzatıyorum yanağımı, kayar gibi derinlere…binbir ışıltılı, yumuşak ve ağır, Ben de Cici Hanım gibi inanıyorum ama size mutlu yıllar dilemek istedim şimdi…diyor, Öpebilir miyim? Tabii güzelim, diyorum yanağıma konmuş yavruağızlarına dünden aşık,
birdenbire biten dil yüzünden küskün,
Tabii...
sana da mutlu yıllar!

Fanfa/ Bedirhan Toprak

tavsiye: Robbie Williams/ "Angels"
when I’m feeling weak and my pain walks down a one way street
I look above and I know I'll always be blessed with love
and as the feeling grows she breathes flesh to my bones
and when love is dead I’m loving angels instead

Friday, June 29, 2007

anlama(k)

çok ülkeler gördüm
çok diyarlar gezdim
öğrendim alemin sırrı nedir
dünyanın merkezi bu meyhanedir
“Aşkla alay etti” dediği Aleksandra, Sait Faik’in büyük aşkıdır. Esmer, orta boylu, kıvırcık saçlı, yüz hatları sertçe bir kadındır. Amcası razı olmadığı için evlenemediği Aleksandra’nın kendisini sevdiğine bir türlü inanamayan Sait Faik, bir arkadaşıyla söz birliği ederek Aleksandra’ya bir oyun oynamış: Arkadaşı, bir akşam Sait’ten gizli Aleksandra ile buluşmak isteyecek ve o, bu teklifi kabul ederse Sait Faik, Aleksandra’nın kendisini sevmediğini anlayacakmış. Neler olup bittiğini bilmeyen Aleksandra, bu teklifi kabul etmiş. Bunu duyan Sait Faik, o kadar sinirlenmiş ki Ada’da oldukları bir gün Aleksandra’nın üzerine yürümüş. Bu olaydan sonra bir daha hiç görüşmemişler ama Sait Faik, Aleksandra’yı hiç unutmamış, unutmaya çalıştıkça, yaşadığı yere gitmiş, sokağında dolaşmış, gördüğü her yüzde onu aramış:
Bize bir masa ayır Yanakimu
Aleksandram’la benim için
Bir masa
Üstü çiçeksiz
Örtüsü gazeteden
Şarabı aşktan
Hem hülyadan
Aleksandra’m mızıka çalsın
Siyaha çalar parmaklarıyla
Güftesi bayağı şarkılar
Adi havalar
Meyhane acı zeytinyağı koksun
Sen hoşnut ol Yanakimu
Yıllar sonra bir kez, bir dişçi muayenehanesinde karşılaşmışlar ama birbirlerine tek söz etmemişler...
(Kitap-lık/Mayıs 2006)
tavsiye: George Dalaras/ "I Miss The Years"
I revisited the places where I had first seen you
You were just a little girl and I was a boy...

Monday, June 25, 2007

sevilme(k)

Kadınım söyle sen mutlu oldun mu?
Bu deli adamı unuttun mu?
Sevdin mi gerçekten ah
sevildin mi?

Gencecik bir kız idim
Marine marina aquamarine
Gencecik bir kız idim Marine marina aquamarine
Bir oğlan çiçekler attı gözlerime
Marine marina aquamarine
Çevirdim yüzümü gülüşlerimin yarısı onda kaldı yarısı bende
Marine marina aquamarine.
Seslendim arkasından: Bana mutluluk deyin
Marina aquamarine
Dedim ki benim adım mutluluk
Marine marina marine
Seslendim bir daha: Mutluluk deyin bana
Marina marine marina
Ne olur adımla çağırın beni
Bukina bukini bukina
Adım mutluluk benim
Marine marina aquamarine.
Edip Cansever
tavsiye: Bruce Springsteen/ "O Mary Don't You Weep"

Sunday, June 24, 2007

efkarlanma(k)

"Efkarım birikti sığmaz içime
Bin sitem etsem de azdır kadere
Gülmeyi unutan yaşlı gözlere
Mutluluktan bir haber ver dilektaşı..."
Akşamdı adı bahar mı, gül mü, güz mü, ilk görüşte gülmeye başlamıştı biraz.
Dalgın sesi titrek, selam vermemiştim oysa belkide kırdım istemeyerek hızlı hızlı yürüyordu.
Kaşını almış dudağını boyamıştı yüzü sonbahar hüznü güneşe benziyordu gülüşü, birden bire geldi.
Beklemiyordum keskin bir bıçak gibi saplandı aklıma hep böyle cana yakın mı bakar acaba?
Akşamdı uzak bir deniz kenarında oturmuş efkar yakıyordum karanlık tutmuştu yolları
kimbilir kimin boynundaydı kolları gecelerdir, kötümserdim sakallarımı uzatmış, durup durup uzakları dinlemiştim.
Belki de bir zehirli göz tarafından zehirlenmiştim.
Telofonu geldi aniden dilinde kelimeler bişeyler söylüyordu, dilinde kelimeler silerek
Bilmeyerek bişeyler söylüyordu gülerek,
yaz geçti kış geçti benden bir bahar geçti,


Ben bahardan geçmedim.
Akşamdı, uyanıktım yatağımda oturuyordum.
İstanbul mışıl mışıl uyuyordu.
Şimdi ne yapıyordu, ne yemiş, ne içmişti, nerede dans etmişti, gözleri dolu muydu, yoksa düşleri
dolu muydu, neyse neyse bunları düşünmek istemiyordum.
Kanıma girmişti bir kere, sanki başı göğsümde eli elimdeydi yaşamak sevmekten geçer diyerek belkide sevdim isteyerek.
Sabahtı O yoktu ben yıkılıp gitmiştim.
Bir daha ne zaman nerede ne olacağımızı ikimizde bilmiyorduk.
Belki yeni başlayacaktık, belki hiç başlamayacaktık, belki de başlayıp bitirmiştik
Belki de Belki de...

Nazım Hikmet Ran

tavsiye: Nathan Haines/ "Impossible Beauty" (+ Jack Daniels)

Friday, June 22, 2007

savrulma(k)






Dondurma,su,kahve,süt,kola,şişe,cam,mavi,deniz,rakı,
balık,kadeh,duble,tek,buz,kova,kılçık,koku,serin,rüzgar,
ipek,etek,saç,şapka,mayo,
terlik,şort,güneş,krem,Hindistan,ceviz,
Küba,salsa,puro,araba,mavi,kapı,pencere,
compay,sunset,mojito,como,
Honolulu,beyaz,keten,brad,cafecreme,vodkamartini,
kulaç,cd,françoishardy,
ipod,plak,aznavour,atlas,kupa,kalp,kırık,
kağıt,kalem,saksı,çiçek,fesleğen,penne,
mozzerella,pizza,Nişantaşı,yol,kaldırım,portakal,bebek,
park,çimen,köpek,
jack russell,jack daniels,keeponwalking,şiir,
Zeynep,ali gel,tünel,sürahi,Paşabahçe,
soda,meyveliyoğurt,çilek,buz,tatil,Paris,kitap,
batur,mürekkep,kalamar,akşam,
teras,bira,Arjantin,dalga,yaprak,rüzgar,tüy,
kanat,prens,prenses,kurbağa,
tost,kıvırcık,patates,mayonez,yakut,red,
robbie,yer,gök,yıldız,ay,Venüs,
vale,kız, papaz.....
D.M (2007)
tavsiye: Fikret Kızılok/ "Yana Yana"
mahpus ettin beni, esir ettin, sefil ettin
işte halimdir, yıldızlar şahidimdir
bir o yana, bir bu yana
bir o yana, yana yana...

Wednesday, June 20, 2007

serinleme(k)

Hemingway'in bir hikayesinden çağrışımlarla
Kadın ve adam oturuyorlardı
Uzakta beyaz dağlar vardı
Gara girmek üzereyken Barselona-Madrid treni
Kadın üzgündü, üzgündü, üzgündü
Adam düşündü, düşündü, düşündü
Aşkımız bitmesin isterim dedi
Biralar içildi ve başka içkiler
Kadın ve adam kederliydiler
Ne birleşiyor, ne ayrılıyor elleri
Neden,
neden sönüp gider bir aşk
Acının silinmez tortusunu bırakarak
Onulmazca inciterek yürekleri
Kadın daha gerçek bir acıyla yaralıydı belki de
Tasalı bir sevecenlikle baktı erkeğine
Gözyaşları içinde gülümsedi
Kadın ve adam oturuyorlardı
Aralarında bir masa vardı
Ve hüznün aşılmaz engelleri...
Ataol Behramoğlu

tavsiye:Buena Vista Social Club/ "Hasta Siempre"
meraklısına mojito: 2 tatlı kaşığı toz şeker, 3-4 dal taze nane, 3 çorba kaşığı taze limon veya lime suyu, 1/2 kahve fincanı beyaz rom, soda. Uzunca bir bardağın içine önce toz şekeri atıyorsunuz. Bardağa taze nane dallarını da ekleyip, bir tahta havan eli ile bastırıp çevirerek şekere nane kokusunu geçirmeye çalışıyorsunuz. Sonra da limon ya da lime suyunu ekleyip kaşıkla bir miktar eritiyorsunuz. Bardağa buz küpleri ilave edip, tepesine kadar soda ve rom dolduruyorsunuz.
Karıştırarak servis ediyorsunuz. (tarif/ Arman Kırım)

Tuesday, June 19, 2007

yeşillenme(k)

It's not that easy bein' green;
Having to spend each day the color of the leaves.
When I think it could be nicer being red, or yellow or gold- or something much more colorful like that.
It's not easy bein' green.
It seems you blend in with so many other ordinary things.
And people tend to pass you over
'cause you're not standing out like flashy sparkles in the water- or stars in the sky.
But green's the color of Spring.
And green can be cool and friendly-like.
And green can be big like an ocean, or important like a mountain, or tall like a tree.
When green is all there is to be
It could make you wonder why, but why wonder why? Wonder, I am green and it'll do fine, it's beautiful!
And I think it's what I want to be.
Kermit Seni Özledik...
tavsiye: Oscar Peterson/ "Sometimes I'm Happy"

Monday, June 18, 2007

öğrenme(k)

Bugün gökyüzünde ay,venus ile buluşuyor...
Aşk
Bu Dünyanın Ölçüleriyle Açıklanamaz Sevgili
O İlkel Bir Acıdır, Yaban Bir Ağrıdır. Gelir ve İçimizdeki O Çok Eski Bir Şeye Dokunur. Sonra Bir Perde Açılır ve Yolculuk Başlar
Bu Yolculukta Artık Para, Tarifeler Beklentiler, Randevular, Taksitler, İş, Anneler ve Korkular Yoktur
Aşkın Kendi Gerçekliği Vardır Sevgili.
İnsan Başka Bir Işığa Teslim Olur, Daha Derinden Anlamaya Başlar, Bilgeleşir
Hiç Bilmediği Sezgileriyle Buluşur Yükü Çok Ağırdır, Kendiyle Buluşmuştur Hem Dışındadır Dünyanın, Hem de Tam Ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin Yakılan Yoksun Adamın Hissettikleri de Onunladır, Yitirdikleri de... New York'ta, Bir Sokakta, Kartondan Kulübesinde Yaşayan Kadının Çıplak Yalnızlığı da Her Şey Onunladır, Ona Emanettir Sanki, Ama O, Çıldırtıcı Bir Yalnızlık İçindedir Yine de...

Aşkın Kültürlü Olmakla, Bilgili Olmakla da İlgisi Yoktur Sevgili,
Kanımıza Karışan İlkel Acı, O Yaban Ağrıyla Hiçbir Kitabın Yazamadığı Hakikatlere Daha Yakınızdır, İnan...
Kim Demiştir Hatırlamıyorum, Aşk Varlığın Değil, Yokluğun Acısıdır Diye.
Aşk Çok Eski Bir Şeydir Sevgili
Onun İçinden O Çileli Çocukluğumuz Geçer
Sevdiğimiz İnsanların Çocuklukları da...
Oradan Üvey Anneler, Eksik Babalar, Parasız Yatılılar Geçer
Ve Sonra Aşk Bütün Bunları Alır, Daha da Eskilere Gider, Hep O İlkel Acıya, O Yaban Ağrıya... İnsan Bazen Nedensiz Yere Umutsuzluğa Kapılır Kimselere Veremez Sevgisini,
Kimselere Derdini Anlatamaz, Evlere Kapanır...
Bazen Denizler Kıyılar Çeker İnsanı. İnsan Bu Kapılmayı Anlayamaz, Oysa Çok Eski Bir Yerde Yaşanmasından Korkulup Vazgeçilmez Aşkların Sızısıdır Bu.
Bu Sızı, Bu Yenilgi Mevsimlerle Yıllarla Devrilir Başka İnsanlara...
Bir İnsanın Yaptığı Bir Hatanın Tüm İnsanlara Yayılması Gibi...
İşte Şimdi Biz de Sevgili, Ya Olmadık Zamanlarda Umutsuzluğa Kapılıp, Soluğu Evlerde Alacağız, Ya da Denizler, Kıyılar Çekecek Bizi.
Nasıl Biz Başkalarının Korkularını Taşıyorsak, Başkaları da Bizim Korkularımızı Taşıyacak, Yenilgimizi, Umutsuzluğumuzu... Birazdan Sabah Olacak (...)

Cezmi Ersöz/ "Aşkta Yarın Yoktur Sevgili"

tavsiye: Françoise Hardy/ "Il'N'y A Pas D'amour Heureux"
Vakit çok geç artık hayatı öğrenmeye
Yüreklerimiz birlikte ağlasın sabaha dek
En küçük şarkı için nice mutsuzluk gerek
Bir ürperişi nice pişmanlıkla ödemek
Nice hıçkırık gerek bir gitar ezgisine
Mutlu aşk yoktur.../

Thursday, June 14, 2007

kederlenme(k)

Öyle sarhoş olsam ki
Bir an seni unutsam
Unutsam bugünleri
Yarınları unutsam...














Açardın, Yalnızlığımda Mavi ve yeşil, Açardın.
Tavşan kanı, kınalı - berrak. Yenerdim acıları, kahpelikleri...
Gitmek, Gözlerinde gitmek sürgüne.
Yatmak, Gözlerinde yatmak zindanı
Gözlerin hani?
"To be or not to be" değil.
"Cogito ergo sum" hiç değil...
Asıl iş, anlamak kaçınılmazı,
Durdurulmaz çığı Sonsuz akımı.

İçmek,
Gözlerinde içmek ayışığını.
Varmak, Gözlerinde varmak can tılsımına. Gözlerin hani?
Canımın gizlisinde bir can idin ki Kan değil sevdamız akardı geceye,
Sıktıkça cellad, Kemendi... Duymak,
Gözlerinde duymak üç - ağaçları Susmak, Gözlerinde susmak,
Ustura gibi...

Gözlerin hani?

Ahmed Arif

tavsiye: Dexter Gordon "I'm A Fool To Want You"

Wednesday, June 13, 2007

hatırlama(k)

Öyle bir sahne ki bu: anladık, sevdik, ve unuttuk her şeyi...
Edip Cansever

Sigara kokusu yakışmaz senin parmaklarına..ceketinin üzerine sinene belki ama dudaklarına asla…..

bir mevsim geçiyor bak salına salına..bir geçit resmi çiziliyor her ıhlamur kokusunda..vakitsiz yağmurlar yağıyor korkarak bakıyorum gündüz vakti gökyüzünün karanlığına..seni bir siyah düşünüyorum çabucak kararmayan bir İstanbul akşamında..ve bir de beyaz…eğer gece sarhoşsa..

işte koca bir yılda bu mevsim dokunuyor bana..bütün şehir mekanları öyle oldukları yerlerde durmaktayken insanlar öyle kaygılı kaygısız geçerken etrafımdan bir deniz üstü mekanında beyaz bir bankta öylece oturup bakarken 5 dakikalığına..sana yalan gelir belki ama,

o karşı kıyıların kusursuz siluetinde bile
başını önüne eğişini hatırlıyorum..

(...)

D.M (2004)

tavsiye: Vaya Con Dios/ "Je L'aime Je L'aime"
Je l'aime je l'aime Je ne sais pas pourquoi
Je l'aime je l'aime Depuis toujours je crois
J'ai de la peine Quand il est loin de moi
Je l'aime je l'aime
Mais il ne me voit pas

Monday, June 11, 2007

buluşma(k)

"yuvamı çiçekledim sen bir meleksin diye
yollarını bekledim görüneceksin diye
senin için kandiller tutuştu kendisinden
resmine sürme çektim kandillerin isinden
saksıda incilendi yapraklar senin için
söylendi gelmez diye uzaklar senin için..."
"Bu kuru söz kalabalığı, sana dokunamadığım için. Seni kollarıma alıp uyuyabilseydim, bunca mürekkep şişede de durabilirdi. Birlikteyken gene erdemli kalabilirdik. Ama bir süre ayrı olmamız gerekiyor, gerçekte böylesi de daha iyi. Ah, kesinlike güvenebilsek geleceğe... Ama benliklerimizin büyük kesimi bir arada, bir süre bekleyerek, en kısa bir zamanda buluşmak üzere birbirimize doğru yol alıyoruz.

D.H. Lawrence/ Lady Chatterley'in Sevgilisi


tavsiye: "Wish You Were Here" / Pink Floyd

How I wish, how I wish you were here.
We're just two lost souls swimming in a fish bowl, year after year, running over the same old ground.
What have we found?
The same old fears, wish you were here.



Wednesday, June 06, 2007

erime(k)

Erimek tadılmamış hazların ortasında
Sevgiden kanatlarla bir boşluğa yükselmek...
Ümit Yaşar Oğuzcan

Ardından…

Öncesi ve sonrası arasındaki uzunluk sonsuz değildir evet…
İki nokta arasından bir doğru parçası geçer..uzun ya da kısa fazla uzamış ya da kısa kalmış ama eğri ama doğru parçası..
Ve sonrasında kimbilir zaman ne kadar geçer..ne kadar geçebilir üzerinden..
ne kadar zaman gelir üstesinden bir aldırmayışın..
hafifleyişi kalbinin ne kadar tutar
bu iç çekmeler uzun soluklu uzak yollara bakışlar?
ümitsiz…

Kimbilir?

Aslında hiçbir şeyin öncesi yoktur..
ya da öncesi dediğimiz her şey aslında her şeydir işte..
kapının kapatılıp suratımıza çarptığı anın bir an öncesi nedir ki?
Kapı ne kadar açık ne kadar aralıktır? Hepsi bu..öncesi işte her şeyin öncesi gibi o an dır..ve gelir geçer..bir doğru parçasına dayanır...
Doğrunun bir parçasıdır sadece ümit ederek geçirdiğimiz tatlı yanılsamalar süreci..
her şeyin her zaman olabilme ihtimali vardır..üzerinde durup bekleyecek bir ümitsizlik çok da yakamıza yapışıp kalmaz en ümitsiz halimizde bile..


o “bir şey” biryerlerde beklemektedir daima..


belki de bizi beklemektedir..?
kim bilebilir..tatlı bir doğru parçası..
hızla eriyen bir dondurma gibi..

Ya sonrası..
Kapının çarpılıp kapanması..burnumuzun dipinde bir sert ahşap kokusu..uçup gitmiştir tüm kuşlar sanki..hava artık hiç göründüğü gibi güzel değildir..
güzelse bile..
Yollar kısalır mı yoksa uzar uzar da sonusuz mu olur bilinmez..
Sonrası zordur..


Zaman alır...

D.M (Mayıs/2005)

tavsiye: Diana Krall " A Case Of You"
"Love is touching souls"
Surely you touched mine
Part of you pours out of me
In these lines from time to time
You are in my blood like holy wine
You taste so bitter and you taste so sweet
I could drink a case of you
I could drink a case of you darling
Still I'd be on my feet
I'd still be on my feet...

Monday, June 04, 2007

yitirme(k)

Kimi aradığını yitirir aradıkça.
Kimi de arayandır, aranan onu bulur.
Özdemir Asaf

İşte o zaman, sevgili diye, dünya diye, hayat diye baktığınız her boşluğu artık sadece sizin o yararlı benliğiniz doldurur. Nereye, hangi kalabalık şehre gitseniz peşinizden o ıssız, o karanlık ormanınızı birlikte götürürsünüz. Nereye gitseniz kendinizi orada kaybolmuş hissedersiniz. Yollarda kime rastlasanız, çıkartıp onun fotoğrafını gösterirsiniz. Bu insanı tanıyor musunuz, buralardan geçti mi, onu gördünüz mü, diye sorarsınız. aslında kaybolan o değil, sizsiniz; aslında o diye sorduğunuz kendinizdir...
Cezmi Ersöz/ "Ölürsem Beni Seninle Ararlar Şimdi"
tavsiye: Tord Gustavsen Trio/ "Reach Out And Touch It"

Saturday, June 02, 2007

güvenme(k)

Havalarda yakalar da tilcikleri ben,
Atarım gene havalara, havalara atarım,
Ve tutarım da onları tam düşerken,
Nasıl atarım, nasıl tutarım anlamam,
Anlamlarına basıp kendimi de atarım,
Seni düşünüyorsam kendimi tutamam..Nasıl uçmam, nasıl düşmem anlamam.
/Özdemir Asaf

Aşkı besleyen en önemli etkenlerden biri güvendir: kişinin karanlığının, Öteki tarafından ihlal edilmeyeceğine duyulan güven. Bu da saygıdan doğar: gösterilmesi gerektiğine inanılan ya da gösterilmesi istenen şeyleri gösterilmeden görmeye çalışmayacak kadar saygı duymak Öteki'nin karanlığına. İzin gerektirecek görme çabalarının nesnesi, kişi için bile fazla önem taşımayan bir bilgi olabilir, ya da ihlalcinin beklediğinden çok daha önemsiz, sıradan bir bilgi olduğu ortaya çıkabilir: tuza dönüştürülmeyi gerektiren suç işlenmiştir yine de. Bazı haklar, ancak verildiğinde alınırlar, bazı haklarsa, verildiğinde bile alınmamalıdır. İzinsiz keşfedilen bilgi, çok temel bir öneme sahip olabilir öte yandan: aşkın, ilişkinin doğasını ve yapısını, Öteki'nin varoluşunu bambaşka bir ışıkla aydınlatabilir, bu ışık hiç de hoş şeyler göstermeyebilir. Keşfeden, görmemesi gereken bir şeyi görmüştür yine, ama bu kez, saklanmış olanı, görmeye hakkı olduğunu düşündüğünü keşfetmiş olmak, bir anlamda aldatılmış olduğunu öğrenmek, ona ahlaksal bir üstünlük duygusu verir: evet, saygısızlık ettim, ama sonuca bakalım. Karanlığın karanlık yüzü demek ki: yalan ve dürüstlük. Herşeyin söylenmesi/gösterilmesi gerekmez, bazı şeyleri söylemek/göstermekse şarttır: ilişkinin temelini ilgilendiren bilgiler, aşkın doğası, geçirdiği değişimler, başka aşklar, yaşamla ilgili uzun vadeli -dolayısıyla Öteki'nin uzun vadesiyle çakışabilecek- planlara dair bilgiler, süreğen bir şekilde veri olmak durumundaki şeylerden bazılarıdır....

Cem Akaş/ "İse Ki Değil"

tavsiye: Ayo/
"And It's Supposed To Be Love"
Body slam your partner down, Fill'em with regret Who knows what the end will be. It ain't over yet.
And it's supposed To be love
Yes, it's supposed to be love Well, it's supposed to be love
Say 'cause it's all 'cause of love