Thursday, July 26, 2007

bitirme(k)

" Bu aşk burada biter
ve ben çekip giderim
Yüreğimde bir çocuk
cebimde bir revolver"Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim
Şöyle diyebilirim: gece yıldızla dolu
Ve yıldızlar, masmavi titreşiyor uzakta
Şakıyarak dönüyor gökte gece rüzgarı.Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim
Sevdim ben onu, o da beni sevdi bir ara.Kollarıma aldım bu gece gibi kaç gece
Kaç defa öptüm onu sonsuz göğün altında
Sevdi beni o ben de bir ara onu sevdim
O durgun, iri gözler sevilmez miydi ama
Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim.Yokluğunu düşünüp, yitmesine yanmakla
Duyup geceyi, onsuz daha engin geceyi.
Ota düşen çiy gibi, düşmekle şiir cana
Ne gelir elden, sevgim onu tutamadıysa. Gece yıldız içinde, o yoldaş değil bana hepsi bu. Uzaklarda şarkı söylüyor biri. Yüreğim dayanmıyor yitmesine kolayca
Gözlerim arar onu, yaklaştırmak ister gibi
Yüreğim arar onu, o yoldaş değil bana.
Artık sevmiyorum ya nasıl, nasıl sevmiştim.
Sesim arar rüzgarı ulaşmak için ona
Ellere yar olur. öpmemden önceki gibi.
O ses, ışıl ışıl ten ve sonsuz bakışlarla
Artık sevmiyorum ya severim belki yine
Ne uzundur unutuş ah ne kısadır sevda
Böyle gecelerde kollarıma aldım çünkü
Yüreğim dayanmıyor yitmesine kolayca
Belki bana verdiği son acıdır bu acı
Belki son şiirdir bu yazdığım şiir ona
Pablo Neruda
tavsiye: Ray Charles/ "Sorry Seems To Be The Hardest Word"
unuttuysanız..hatırlayın..
What have I got to do to make you love me?
What have I got to do to make you care?
What do I do when lightning strikes me?
What have I got to do?

Wednesday, July 18, 2007

kurma(k)

geçmiş zaman olur ki
hayali cihan değer...
Ellerindi ellerimden tutan
Ellerimdi ellerinden tutan...
Bıraktığı anda ellerimiz ellerimizi
Gökyüzüne vuracaktı gölgeleri ellerimizin
Kimbilir kaç martılar halinde...

Bir masada karşı karşıya
Seyrederken dudaklarını senin,
Dile gelmiş ilk Türkçeydik...
Henüz başlamış külrengi bahar,
Ne savaş, ne barıştık biz...

Bu dünyaya yeni gelmiş bir diyar
Manolyaya gece konmuş kumrular...

Can Yücel

tavsiye: Michael Bublé/ " Dream A Little Dream Of Me"
Stars shining bright above you
Night breezes seem to whisper "i love you"
Birds singin’ in the sycamore trees
Dream a little dream of me

Saturday, July 14, 2007

söyletme(k)

" seni düşünmek güzel şey
seni düşünmek ümitli şey
dünyanın en güzel sesinden
en güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey
fakat artık ümit yetmiyor bana
ben artık şarkı dinlemek değil
şarkı söylemek istiyorum"
Nazım Hikmet Ran



Eve dönüyorum: Ulus'tan Nispetiye Caddesi'ne.
Sonra bizim okulda çok efendi çocuklar vardı. Çok mühendis çocuklar. Hakikaten. Böyle hakikatli çocuklar. Fen kafalı. Ciddi çocuklar. Ki hepimiz son kertede, ciddiyetten yanayız. Eziklikten. Yani mühendislikten. Ben böyle hoplaya zıplaya Anne Evi'ne dönerken, yanımda ciddi bir sınıf arkadaşı. O kim bilir nereye gidecek? Nerde oturuyor? Nerde oturur ki ilerde mühendis çıkacak burslu çocuklar? Birden ben böyle 'psyshic'leş -yani nedir büyücüleş, cadılaş- Hisset olayları. Bağıra bağıra içimden, sözlerini bile vermediğim, varlığını bile bildiğimi bilmediğim Türk Müsikisi parçayı söylemeye başla. Şarkı hiç işte bana dair değil. Ama o şarkının içime düşüşü. Şarkının güzelliği. Şarkının öyle, Şark oluşu, şark-ı ve her şey.
Aşkımı bir sır gibi Senelerce sakladım
Geceleri rüyamda Hep seni sayıkladım
Var mıdır yani böyle bir hislenme hali hallerin?
Ama Türk Müsikisi'nin şahaneliği burda gizlidir. Diyelim: Madem ki son şarkının Kırık bir güftesiydim Neden yarım bıraktın
Neden bırakıp gittin BİR YANGININ KÜLÜNÜ YENİDEN YAKIP GİTTİN
Hakikaten böyle bir güzellik. Bir söz. Ki, İğrenç Bahar hepimizi esir aldı.
Görüyorsunuz en ağırlarımızı bile. (BEN YANİ -dermişim.)
Şimdi akşamüstü. Maalesef içkili dahi sayılabilirim.
Böyle bir RUH EYALETİ içinde. Yani şarkı sözlerini yanlış DA yazmış olabilirim.
Ama şöyle bir SÖZ'ün başka nerde -Japonya?- karşılığı bulunabilir ki. Sözse söz. Buralar SÖZ TOPRAKLARI. 'Bir yangının külünü Yeniden yakıp geçtin'in üstüne SÖZ de tanımıyorum zaten. Şey de öyle:
Geceleri rüyamda.
Şey de: Bir gece ANSIZIN gelebilirim.
Beni bekliyorsan, uyumamışsan.
Uyumama ihtimali filan -inanılmaz. Hakikaten.
Böyle bir ihtimal dahilinde, kapıda ölmek.
Grotesk? Barok? Neyse ne.
Tek kelimeyle: Sevinçten kapında ölebilirim.
Üç kelimeymiş. Üç etti. Saydım.

Perihan Mağden/Radikal (11.05.2003)

tavsiye: Charlotte Gainsbourg/ "The Songs That We Sing"
and these songs that we sing

do they mean anything
to the people we're singing them to
tonight they do

Thursday, July 12, 2007

görme(k)

Sanki hiçbir şey uyaramaz içimizdeki sessizliği
Ne söz, ne kelime, ne hiçbir şey
Gözleri getirin gözleri


Beni gören bir öznenin benim tarafımdan görülen nesnenin yerine konması imkanı sürekli gündemdedir. Öteki tarafından görülüyor olma. O halde Öteki, ilke olarak, bana bakandır. Ben bakışa bağımlıyımdır. Ama bu bakış beni nesneleştirir, imkanlarımı sabitler, özgürlüğümü yadsır. Mücadele bu nedenle doğar; aşkınlık isteniyorsa, bakışa direnmek gerekir ve bakışa özgür bir özne olmam ölçüsünde direnebilirim. Bu (uyku, aşk ve ayna karşısında olma durumları hariç) kaçınılamayacak bir mücadeledir; bakışın potansiyel tehdidinden kaçış yolu yoktur. O nedenle benlik, Ötekinin nesneleştirici bakışına karşı girişilmiş sürekli bir mücadeledir”

Jean Paul Sartre/Varlık ve Hiçlik

tavsiye: Björk&Thom Yorke/ "I Have Seen It All"

I've seen it all I've seen the dark I've seen the brightnes In one little spark

I've seen what I chose

Monday, July 09, 2007

tutma(k)

" Yalnızlıktır tarih
ve biz sımsıkı sarılıp yatardık
Bir yaprak kadar ince olan
sizdiniz..."
Seni ilk görüyordum. Deli otlar gibiydin.
Gövdeni daha tanımıyordum.
Öğrenilecek bir ders gibi olan gövdeni. Dünyamıza düşmüştün.
Bir suyu çevirmiş, bir yarı düzeltmiş gelmiştin.
İtmiştin bunluğu, ezinci.
Kulluğu sürmüştün. Yalın, yabanıl bir aşk koymuştun. Kalmıştın.
Bir taşlıktın yürünen, keçiyollarıydın bizim bu ıssız bizim
bu yalnız dünyamızda.
Daha duvarlarını çıkmamıştın.
Koymamıştın sınırlarını. Göğsünü buruşturmamıştın.
Buraların taşlı, kusursuz Girit evleri gibi beyazdın.
Sendin.
Seni ilk görüyordum.
Pruvamıza vuruyordu deniz. Yüzün düşmüştü. Geçmişti çaylaklar.
Yunuslar köpürtmüştü suları.
Bir yalazdı gövden. En eski cumhuriyetlerdendi.
Açık kapıları. Böyle sürdü durdu beyazlığın gecemde.
Çıktı isli sokaklara. Kapalı evleri açtı. Karıştı dünyanın
kalabalığına. Tanyerinin tuttu elinden.
Yeni bir aşk adınaydı gövden.
İlhan Berk/ Aşklar
tavsiye: Compay Segundo/ "Saludo A Chango"

Saturday, July 07, 2007

bakma(k)

ettigim ah değildir
bahtım siyah değildir
buse günah değildir
yıldızların altında...İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım
Şu kaçamak ışıklardan
şu şeker kamışlarından
Bebe dişlerinden güneşlerden yanab otlarından
Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
Şu aranıp duran korkak ellerimi tut
Bu evleri atla bu evleri de bunları da
Göğe bakalım
Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
İnecek var deriz otobüs durur ineriz
Bu karanlık böyle iyi afferin Tanrıya
Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum
Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun
Herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam
Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım
Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda
Beni bırak göğe bakalım
Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum
Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
Seni aldım bu sunturlu yere getirdim
Sayısız penceren vardı bir bir kapattım
Bana dönesin diye bir bir kapattım
Şimdi otobüs gelir biner gideriz
Dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
Bir ellerin bir ellerim yeter belleyelim yetsin
Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
Durma kendini hatırlat
Durma göğe bakalım
Turgur Uyar
tavsiye: Önder Focan/ "Beneath The Stars"