Thursday, August 30, 2007

görebilme(k)

Öğrendim ki...
İki insan aynı şeye bakıp
Tamamen farklı şeyler görebilir.


/ Ataol Behramoğlu
Marquis De Sade, bir erkeğin yaşayabileceği en önemli deneyimlerin onu en uç noktalara götürenler olduğunu söylüyordu. Böyle böyle öğreniyoruz, çünkü bütün cesaretimizi kullanmak zorunda kalıyoruz. İşçisini aşağılayan bir patron, karısını aşağılayan bir adam ya alçağın tekidir ya da hayattan intikam almaktadır. Kendi ruhlarının derinliklerine bakmaya asla cesaret edememiştir onlar. Vahşi hayvanı serbest bırakma arzusunun kaynağını keşfetmeye- seksin, acının, aşkın erkek için sınırlı deneyimler olduğunu anlamaya yanaşmamışlardır. Sadece bu sınırları tanıyanlar hayatı bilir, kalanı vakit geçirmektedir altı üstü, aynı işi tekrarlayıp durmak, şu ölümlü dünyaya niye geldiğimizi gerçekten anlayamadan yaşlanıp ölmektir.

Paulo Coelho/ “On Bir Dakika”


tavsiye: Tord Gustavsen Trio/ "Being There"

Eylül'de Garajistanbul'da...

Wednesday, August 22, 2007

gizleme(k)

benzemez kimse sana
tavrına hayran olayım...

Herşey aslı gibidir Perihan
Bu yüzden sen şimdi dondurma yiyorsun
Herşey tersi gibidir Perihan
Bu yüzden sen şimdi spor giyiniyorsun
Herşey senin gibidir Perihan
Bu yüzden sen şimdi kendine bakıyorsun
Herşey gözlerin gibidir Perihan
Bu yüzden erkekler âşık oluyor gözlerine
Herşey yüreğin gibidir Perihan
Bir sır gibi kapalı tuttuğun
Herşey senin gibidir Perihan
Gizli bir su gibi içinde tuttuğun.

Lâle Müldür

tavsiye: Dave Matthews Band/ "Seek Up"
Forget about the reasons and the treasons we are seeking
Forget about the notion that our emotions can be swept away
Forget about being guilty
we are innocent instead...



Saturday, August 18, 2007

sayma(k)

"Kaç yaprak var elimizde?
Aşk bir rüyaymış uyandık
adı kaldı dilimizde..."
Uyandım..rüyamda bile yok!
Sonraki gün de yok, daha sonraki gün de
(…)
Hepsi hepsi üç gece belki…Ya da birinde iki olmak üzere, iki gecede üç, ruhum, tüm varlığım tepeden tırnağa onunla dolu olmasına rağmen görüp görebildiğim rüya bu kadardı. Sevinç, tek tek her hücremle sevinç taşıyordum uyanıp da onu görmüş olduğumu hatırlar hatırlamaz ve ihtimal bir an sürmüş olan bu sevincin ardı kan ağlayan bir özdeyişle geliyor, hemen sonra avunuşa hamle ediyordu: Yaşıyordu işte!...Bilmiyordum, öyle yoruyor, inandırıyordum da hatta. Geleceğine, köşenin birinde pat diye karşıma çıkacağına yoruyordum tabii ama boştu, çıkmamıştı hiçbiri. Falımda da çıkmıyordu.
Ağlatacak türküler koyuyordum teybe eve kapanır kapanmaz, tutkunu olduğu, yüz yıllık alaturka şarkıyı bulmuştum bir yerlerden, asli yorumuyla…Her harfi, her notayı yaya yaya sonsuz göklere, üç, yedi, onsekiz, onu dinliyordum döne döne, fotoğrafını…
Bilmiyordum tabii nasıl?..ama inanıyordum, gelecekti bir gün.
İnsan nasıl beklemez ki kendini?

Bedirhan Toprak/ Fanfa

tavsiye: Charles Aznavour/"Sa Jeuness/Hier Encore"

Thursday, August 09, 2007

saklama(k)

" gizli aşk bu,
söyleyemem
derdimi hiç kimseye..."


".. gitgide uzaklaşırım sanmıştım, gitgide yakınlaşıyorum..ne zamandır görmediğim halde her geçen gün, söylediklerini, bakışlarını, ellerini yeniden hatırlıyorum. Her keresinde parçaları dağıtıp yeniden başlıyorum, boşlukları doldurduğumda yine aynı resim çıkıyor.. Kentin görünümleri, bilinçsizce, sürüklenir gibi gittiğim bütün tanıdık yerler, kaçmaya, unutmaya çalıştığım görüntüleri çağrıştırıyor: küçük eşyalarla dolu bir odada, yağmur sularının aktığı, geçitlerle merdivenlerle inilen eski, parketaşı sokaklarda,bir bahçede, ağaçların arasına gizlenmiş eski yaz evinde, pek çok fotoğrafta, şarkıda, dokunduğu sayısız ayrıntıda, onla yaşanmış günlerin gömleklerinde kazaklarında belirgin nesneleri olan yada hiçbir şeysiz anılarda, düşlerde hep o var. Artık kaçmıyorum, onlarla yaşıyorum bende. Bu da benim gerçeklerle yüzleşme tarzım. Belki bir gün, suskunlukların, tutsak edilmiş düşlerin kişiyi nasıl böyle dönülmez sınırlara sürüklediğini anlarsın. Çok uykusu gelip de uyuyamayan insanlar gibi, bilincin an an solmasını, sislenmesini izliyorum bu hoşuma gidiyor, seslerin arasında sonuna dek gidilemeyen, o tuhaf görüntülerin, seslerin arasında hep birşeleri yakalıyorum da sanki, kayıp gidiyor avucumdan, gecelerde böyle geçiyor merak ediyorsan....seni seviyorumlarını... çok fazla acıyı, çok fazla mutluluğu, çok fazla korkuyu, çok fazla yalnızlığı, çok fazla sevgiyi anlatamadığımı biliyorum..tenimde, tenimin altında bir yerlerde, o şarkıdaki gibi saklıyorum onu, bir düşte elimden tutuyor ama çok uzakta, göremiyorum bile, nasıl olup da görünmeyecek kadar uzaktayken elini tutabildiğime şaşıyorum.."


Kürşat Başar/ (Sen Olsaydın Yapmazdın Biliyorum)



tavsiye: Fertile Ground/ "Yellow Daisies"
Someday some night yellow daisies dance to moonlight
where the other flowers sleep and dream of love...



Friday, August 03, 2007

düşünme(k)

Sen ruh ve düşünceden ibaretsin.
Geriye kalan et ve kemiksin.
Gül düşünür, gülistan olursun.
Diken düşünür, dikenlik olursun
Mevlana Celaleddin Rumi

"...kendini şimdiki konumundan farklı hissedebileceğini düşünmeye cesaret bile edemiyorsun: boynu bükük olmak yerine özgür; plancı olmak yerine ise açık; bir hırsız gibi gece değil de, gündüz de sevebilen. Sen aslında kendini aşağılıyorsun, küçük adam. 'Ben kimim ki bir fikrim olsun, hayatımı belirleyeyim ve dünyayı sahipleneyim!' gerçek büyük adamdan tek bir farkın var: Büyük adam da bir zamanlar küçük adamdı, fakat sadece tek bir özelliğini geliştirdi; nerede küçük ve kısıtlı düşünmesi ve davranması gerektiğini biliyordu. Herhangi bir görevin baskısı altında, zamanla küçüklüğünün ve önemsizliğinin nasıl mutluluğunu tehdit ettiğini hissetmeyi öğrendi. Demek ki büyük adam, nerede ve ne zaman küçük adam olacağını bilir. Küçük adam ise küçük olduğunun farkında değildir ve bunun farkına varmaktan da korkar."

Wilhelm Reich/ "Dinle Küçük Adam"

tavsiye: Beatles/ "Imagine"

Imagine there's no heaven

It's easy if you try

No hell below us

Above us only sky...

Wednesday, August 01, 2007

duyma(k)

Beden kendi ölçüsünü bilir ama zihin bilmez.
Onun istekleri sayısız ve sınırsızdır.
Zihninizi büyük bir dikkatle,sebatla gözlemleyin.
Çünkü tutsaklığınızın da özgürlüğünüzün de anahtarı onda yatar...
Sri NisargadattaMaharaj

"İçimde bir yengeç var.
İçimdeki en kuytu kovukta yaşıyor olmalı; oradan seyrediyor herhalde her yaşadığımı. Ancak arada bir hissediyorum varlığını – ancak arada bir belli ediyor kendini. Ama biliyorum : hep orada...
... bana direnir çoğunlukla – dolambaçlı yollarla karışır yaptıklarıma, ket vurur. Bir yolunu bulup yaptıklarımı engeller; yapacaklarımı belirlemeğe çalışır.
Bunun temelinde benim ile uyum içinde olmaması yatsa gerek. Benim yaptıklarım aykırı geliyor olmalı ona.
Sanıyorum benden pek hoşnut değil.
En çok dayanamadığı da, benim, devinimsiz, eylemsiz kaldığım zamanlardaki hâlimdir – (gün olur, hiçbirşey yapmak gelmez içimden; ya da : hiçbirşey yapmak gelir – öyle, bir köşeye oturur, saatlerce, etrafıma bakınırım – seyrederim. Kafamdan binbir türlü imge, tasarım, düşünce –öylesine, gelişigüzel– geçip durur; zaman da geçer ya, öyle –? aldırmam...), bu durumlarda, içimde, kocaman kıskacının çat–çatını, sert ayaklarının yan yan eşelenen öfkeli katırtısını duyarım. "Yürü git!", der bana; ama ben kalakalmış olurum. Dinlemem onu; belki, dinlemek elimden – içimden– gelmez."
Oruç Aruoba
tavsiye: Massive Attack/ "What Your Soul Sings"