Thursday, September 27, 2007

çabalama(k)

"hiç kimse değil, ancak kendiniz olmak, sizi bir başkası yapabilmek için gece gündüz elinden geleni ortaya koyan bir dünyada, insanın verebileceği en güç savaştır; ve asla savaşmayı elden bırakmayın"
e.e cummings

Somon balıklarının tamamı akarsularda, annelerinin bıraktıkları yumurtalardan çıkarak dünyaya gelirler. Birkaç hafta boyunca dünyaya geldikleri bu yerde avlanarak büyürler. Sonra içinde bulundukları ırmağın akıntısı boyunca ilerlemeye başlarlar. Denize doğru yaptıkları bu yolculukta barajlarla ve kirli sularla karşılaşırlar, kendilerini avlamak isteyen büyük balıklar gibi türlü tehlikeleri atlatmaya çalışırlar. Hepsini geçip denize ulaştıklarında burada birkaç yıl geçirirler. Somonların dönüş yolculuğu sonunda varmak istedikleri hedef, yumurta olarak dünyaya ilk geldikleri yerdir. Bundan sonra bulduğu akarsuya girerek büyük bir kararlılıkla yüzmeye başlar. Bu göçlerinde inanılmaz bir çaba ile imkansız görünen engelleri aşarlar; hatta alçak şelaleri metrelerce yukarıya atlayarak ya da hiç desteksiz boşluğa dökülen suyun içinde akıntıya karşı yüzerek aşarlar. Somonlar hayatlarında sadece bir defa geçtikleri yolları şaşırmadan bulur; her defasında kendilerini doğdukları yere götürecek nehir koluna saparlar. Balık, yolculuğu boyunca olağanüstü çaba gösterir, fakat beklenilenin aksine herhangi bir gıda almaz. Yorucu göçü sırasında kendisine gerekecek enerjiyi önceden hatasız bir şekilde hesaplamış ve yakıtını yolculuk öncesinde vücudunda depolamıştır. Tüm olumsuzluklara ve zorluklara rağmen somon balıkları inanılması güç yolculuklarını başarıyla tamamlar; doğdukları ortamlarda yumurtalarını bırakır ve nesillerinin devamını sağlarlar...
tavsiye: Dave Matthews Band/ "Big Eyed Fish"
Look at this big - eyed fish swimming in the sea
beneath the sea is where a fish should be...




Thursday, September 20, 2007

eskime(k)

"ben de gönül çektim eskiden
yandı hayatım bu sevgiden
anladım ki bir aşka bedel,
gençliğimmiş elimden giden..."
Hani erken inerdi karanlık,
Hani yağmur yağardı inceden,
Hani okuldan, işten dönerken,
Işıklar yanardı evlerde,
Eskidendi, çok eskiden.

Hani ay herkese gülümserken,
Mevsimler kimseyi dinlemezken...
Hani çocuklar gibi zaman nedir bilmezken,
Eskidendi, çok eskiden.

Hani hepimiz arkadaşken,
Hani oyunlar tükenmemişken,
Henüz kimse bize ihanet etmemiş,
Biz kimseyi aldatmamışken,
Eskidendi, çok eskiden.

Hani şarkılar bizi bu kadar incitmezken,
Hani körkütük sarhoşken gençliğimizden,
Daha biz kimseye küsmemiş,
Daha kimse ölmemişken,
Eskidendi, çok eskiden.

Şimdi ay usul, yıldızlar eski
Hatıralar gökyüzü gibi gitmiyor üstümüzden
Geçen geçti,
Geçen geçti,
Geceyi söndür kalbim
Geceler de gençlik gibi eskidendi
Şimdi uykusuzluk vakti.
Murathan Mungan
tavsiye: Bob Dylan/ The Times They Are A-Changing

Sunday, September 16, 2007

kovalama(k)

"Seversin, kavuşamazsın, aşk olur..."

Ruhun bir ırmaktır, gülüm,
akar yukarda dağların arasında,
dağların arasından ovaya doğru,
ovaya doğru, ovaya kavuşamadan bir türlü,
bir türlü kavuşamadan uykusuna söğütlerin,
geniş köprü gözlerinin rahatlığına,
sazlıklara, yeşil başli ördeklere,
düzlüklerin yumuşak kederine kavuşamadan,
kavuşamadan ayısığına buğday tarlalarına,
ovaya dogru akar,
akar yukarıda dağların arasından,
bir yığılan bir dağılan bulutları sürükleyip,
geceleri iri iri yıldızları, taşıyarak,
dağbaşı yıldızlarını,
mavi güneşlerini de dağbası karlarının,
akar köpüklene köpüklene,
dibinde ak taşları kara taşlara karıştırıp,
akar akıntıya karşı yüzen balıklarıyla,
dönemeçlerde kuşkulu,
uçurumlara düşüp şahlanarak,
kendi uğultusuyla deli divane
akar yukarda dağların arasından,
dagların arasından ovaya dogru,
ovaya dogru, ovayı kovalayıp


ovaya kavuşamadan bir türlü.


Nazim Hikmet Ran
tavsiye: Architecture in Helsinki/ "Heart It Races"

Wednesday, September 12, 2007

kapatma(k)

kapat gözlerini kimse görmesin...
Gözlerimi kapadım. Bekledim. Beklerken, özlemenin hangi geçitleri geçilmez kıldığını, hangi duyguların insanı hayata kazandırdığını, basite indirgenmiş hüzünlerin geceleri dinlenmeye müsait şarkılarla şahlandığını anlatamadım. Ve sevdiğimi, sevgimi anlatma telaşıyla hata üstüne hata yapıyordum sana. Sana yaklaşamıyordum. Yasaklanmıştın adeta. Çiğnemeye çalıştığım yasak olsan da, uzak dursan da, o korkunç şeklini korusan da, farketmiyordu hiçbir şey. Aşkın mecali kalmamıştı. Sessizce sokuldum yanına. Acıyla irkildin. Gülümsedim. Gülümsememe anlam veremedin elbette. Kimdi bu? Ne istiyordu? Tanımadığın biri. Hatıralarını darmadağın etmeyi planlamış bir yabancı. Fuzuli bir beden, karşındaki. Usulca uzandım

bir nedeni yok.
yalnızca öptüm.

/Küçük İskender


tavsiye: Nancy Sinatra feat. Morrissey/ Let Me Kiss You

There's a place in the sun for anyone who has the will to chase one.
And I think I've found mine Yes, I do believe I have found mine
So, close your eyes and think of someone you physically admire
And let me kiss you...

Wednesday, September 05, 2007

hüzünlenme(k)

"Aşıkta keder neyler gam halk-ı cihanındır
"Koyma kadehi elden söz pir-i muganındır,"


(eğer hüzün çekiyorsan, sen aşık maşık değilsin. Ufak tefek işlerle uğraşan bir gafilsin.)

Tu vois, je n’ai pas oublie La chanson que tu me chantait

Bana Elsa’yı anımsatanlar anımsatmayanlardan daha az. Kaçınılmaz. Paylaştıklarımızı değil artık, paylaşmadıklarımızı farkediyorum. Öyle çok ki artık “Bak, bizim şarkımız” diyemeyeceğim şarkılar her duyduğumda.

Okuduğum her kitapla bir yenisi ekleniyor tartışmadıklarımıza; yeni keşfettiğim lokantalar, gittiğim kentler, geceyarıları aklıma gelenler. Paylaştıklarımız kadar paylaşmadıklarımız da önemli bir yer tutuyor ama hayatımda. Anlamsız değilmiş ucuz duyarlıklar.

Farkediyorum çünkü “bizim” olmayan şarkılar.

Farkediyorum hâlâ.

Roni Margulies

tavsiye: Arid/ "Me And My Melody"

Saturday, September 01, 2007

yakarma(k)

"uzanıp yüreğimin ateşiyle yeniden
yıldızları tek tek yakacağım
sarılıp güneşlere, sevgimize göklerden
mavi mavi taçlar takacağım, ne olursun..."
Gündüz şöyle diyordu geceye: "Çıplaktı. Pıtrak gibiydi çıplaklığı. Açıktı ağzı. Ağzını gezdim. Bir bardak su uzakta duruyordu.
-Seni soydum! diyordu adam. Sonra soyunukluğunu uzatıyordu. Otların oraya getirip bırakıyordu. Büyüyordu, görüyordum daha bir. Sonra bir denizi alıyordu. Alıp bırakıyordu. Böylece gün öldü."
Gece şöyle diyordu: "Gel! diyordu. Nedense böyle diyordu. Orada mısın? demeden. Artık soluk soluğa iniyordu ağzını. İniyordu bir su.
Bıraktım aktı!"
Böyle anlatıyorlardı bizi.
Bir suyu.

Dört yol ağzında bir çocuk sesini sata sata dolaşıyordu.

İlhan Berk/ "Aşk Tahtı"

tavsiye: Frankie Valli/ Begging
Begging, begging you
Put your loving hand out, baby...