Sunday, April 20, 2008

gözükme(k)

"Bir sandal vardır, tam Kaloyeros'la Laendros'un gözüktüğü nişanda. İşte o benim. Ben, sandallar içinde bir sandal, denizler içinde bir deniz, insanlar içinde bir insan."
Sait Faik Abasıyanık

Alnına konsun bu öpüş! Ve, şimdi senden ayrılırken, itiraf edeyim ki- Günlerimi bir düş sayarken yanılmıyorsun; Ama, umut gitmişse uzaklara, bir gece ya da bir gün bir görüntüde ya da bir şeyde olmaksızın, fark eder mi bu yüzden? Bütün gördüğümüz ve göründüğümüz yalnızca bir düş içinde bir düş. Kırılan dalgaların dövdüğü bir kıyının haykırışları içinde duruyorum: Ve altın kum taneleri tutuyorum avucumda- Ne kadar az! Ama nasıl da süzülüyorlar parmaklarımın arasından derinlerine. Ben ağlarken - ben ağlarken! Ah Tanrım! Daha sıkı tutamaz mıyım onları? Ah Tanrım! Tekini bile kurtaramaz mıyım acımasız dalgadan?

Bir düşün içinde bir düş mü bütün gördüğümüz ve göründüğümüz?

Edgar Allen Poe

"in a night, or in a day, in a vision, or in none, is it therefore the less gone? all that we see or seem is but a dream within a dream"

tavsiye: Niels-Henning Ørsted Pedersen/ "This is All I Ask"

Friday, April 18, 2008

hatırlatma(k)

"...Bilirim herkes payına düşeni yaşar
Ve her yeni günde değişir hep bir şeyler
Sen de kendi payından bir hatıra seç ne olur
O ben olayım
beni unutma..."
"Benim yaşamım çok tekdüze," diye anlatmaya başladı Tilki. "Ben tavuk avlıyorum, insanlar da beni. Bütün tavuklar birbirine benziyor, bütün insanlar da... Bu yüzden çok sıkılıyorum. Ama beni evcilleştirirsen yaşamıma güneş doğmuş gibi olacak. Duyduğum bir ayak sesinin ötekilerden farklı olduğunu bileceğim. Öteki ayak sesleri beni köşe bucak kaçırırken, seninkiler tıpkı bir müzik sesi gibi beni çağıracak, sığınağımdan çıkaracak. Hem bak, şu buğday tarlalarını görüyor musun? Ben ekmek yemem. Buğday benim hiçbir işime yaramaz. Buğday tarlalarının da hiçbir anlamı yoktur benim için. Bu da çok üzücü. Ama senin saçların altın sarısı. Beni evcilleştirdiğini bir düşün! Buğday da altın sarısı. Buğday bana hep seni hatırlatacak. Ve ben buğday tarlalarında esen rüzgârın sesini de seveceğim..."

Küçük Prens / Antoine de Saint-Exupery

tavsiye: Dexter Gordon/ "The Shadow Of Your Smile"

Wednesday, April 09, 2008

yanılma(k)

"hayatın içinden geçerken geride kendimizin 3 ya da 4 görüntüsünü bırakırız, hiçbiri ötekine benzemez; onları geçmişin sisleri arasından görürüz; değişik çağlarımızın portreleri gibidirler.
Mucizeler olabilecegine kendimizi ikna edebilmek icin, sanırım hepimiz hiç olmayacak şeylere inanırız."
Paul Auster


Ne zaman bir masaya otursak seninle karşı karşıya, masa durmadan uzuyor aramızda. Tozlu bir yol oluyor giderek ve ben başlıyorum koşmaya. Sonra bakıyorum hiç değişmemiş, duruyor olduğu gibi aramızdaki cansız masa. Kestiremiyorum bir türlü uzak mısın, yoksa yakın mı bana. Derken içimde bir korku başlıyor mayalanmaya. Ve omuzumda bir kuzgun o parlak siyahlığıyla alayla bakıyor suratıma.

Metin Altıok

tavsiye: Raphael/ "Le Vent De L'Hiver"
C'était le temps d'une autre année Le temps des néons allumés Le temps des témoins des colombes Le temps de la vitesse et de l'ombre Le temps des lettres jetées au feu Le temps où on était heureux

Sunday, April 06, 2008

acıtma(k)

"zaman sadece birazcık zaman
geçici bu öfke, bu hırs, bu intikam
acılarımız tarih kadar eski
nefes alıp vermek misali olağan"















Dinle Kebes...
Seninle alçak sesle konuşuyorum, çünkü yalnız alçak sesle konuştuğumuzda kendi kendimizi dinleriz. Öleceğim Kebes. Başını sallama: bunu bildiğini ve hepimizin öleceğini söyleme bana. Zaman size, siz feylesoflara ağır gelmiyor: halbuki, bizi meyveler gibi şekerlendirdiğine ve otlar gibi kuruttuğuna göre, zaman var. Sevenler için zaman yok olur, çünkü aşıklar sevdiklerine vermek için kalplerini sökmüşlerdir, kendi sevgilileri olmayan binlerce erkeğe ve kadına duyarsız olmaları bundandır, korkmadan rahatça ağlamaları ve umutsuzluğa düşmeleri bundandır. Istırap çekenler için zaman yoktur, son hızla aka aka kendini ortadan kaldırır, çünkü her azap saati yüzyıllar süren bir fırtınadır. Acı çektiğim her seferinde acıya gülümserdim ki o da bana gülümsesin, böylece bütün acılar bir kadının ışıltılı yüzüne bürünürdü, o ana kadar güzelliği farkedilmediği için daha da güzel olan bir kadının yüzüne. Acı hakkında onun zıddının öğrettiklerini bilirim, tıpkı ölüm hakkında şimdiden sahip olduğum azıcık bilgiyi hayattan edinmiş olmam gibi. Tıpkı pınardaki Narkissos gibi, ben de kendimi insan gözbebeklerinde seyrettim: orada gördüğüm suret öyle parlaktı ki bunca mutluluk vermekten dolayı kendime müteşekkir oldum. Oysa, aşk hakkında, beni sevmiş olan gözlerin bana öğrettiği azıcık şeyi bilirim...

Marguerite Yourcenar/ Ateşler

tavsiye: Kate Bush&Nick Cave/ "Where The Wild Roses Grow"
On the last day I took her where the wild roses grow
And she lay on the bank, the wind light as a thief
As I kissed her goodbye, I said, "All beauty must die"
And lent down and planted a rose between her teeth