Friday, February 20, 2009

umursama(k)

İçimde mis kokulu kızıl bir gül gibi duruyor zaman
Ama bugün cumaymış, yarın cumartesiymiş
çoğum gitmiş de azım kalmış, umurumda değil
(N.Hikmet)
İstemediğim görüntülerden, istemediğim sözcüklerden kaçarak geçecek bir hayat, sürekli bir şeylerden gizlenerek, sürekli kendinden gizlenerek, sözcükleri değiştirerek, istenenlerle istediklerimiz arasındaki dengeyi kurarak, her an bu oyunu sürdürmek için gergin bekleyerek, sokaklardan, gecelerden, karanlıktan, erkeklerden, okullardan, hastanelerden, yüksekten, kapalı bir hücreden, arabalardan, uçaklardan, askerlerden, dostlardan, sevgililerden, acıdan, mutluluktan, öfkeden, düşünmekten, bir günün bitmesinden, gecelerin sonsuza dek sürmesinden, düşünmekten, yalnızlıktan, başkalarıyla birlikte olmaktan, sevmekten, bir gün ansızın hastalanmaktan, mezarlıklardan, kalabalıklardan, seslerden, sessizlikten korkarak, anlamsız bir oyun gibi, renklere, titreyişlere, değişen görüntülere kapılarak sürüklenip gitmek, gitmiyorum, artık bırakıyorum, zaman durabilir, görüntüler geçmeyebilir, en azından benim için durduruyorum, gitmek istediğim her yere gidebilirim. Şimdi uzak yıldızların arasında bir nokta olabilirim, söylediklerimizden çok gizlediklerimizden oluşan bu görüntülerden, onların anlamını çözmek için delice çaba harcamaktan sıkıldım artık, kendi görüntümden, onu siliyorum, kimsenin umurunda olmasa da...
Kürşat Başar/ "Sen olsaydın yapmazdın biliyorum"
tavsiye: Pyotr Ilyich Tchaikovsky/ "Waltz of The Flowers"

Wednesday, February 11, 2009

uçurtma(k)

İnsanlara günün birinde uçmayı öğretecek kişi, bütün sınır taşlarını yerinden oynatacaktır, bütün sınır taşları havaya uçacaktır önünde onun, yeniden vaftiz edecektir o yeryüzünü, -"hafif" adıyla

Friedrich W.Nietzsche

Bir mavi kuş var yüreğimde çıkmaya can atan ama ben ondan güçlüyüm- kal, diyorum ona, kimsenin seni görmesine izin veremem. Bir mavi kuş var yüreğimde çıkmaya can atan ama viski döküyorum üstüne sigara dumanına boğuyorum, fahişeler, barmenler ve bakkal çırakları hiçbir zaman bilmiyorlar onun orada olduğunu. Bir mavi kuş var yüreğimde çıkmaya can atan ama ben ondan güçlüyüm, yat lan aşağı, diyorum ona, ocağıma incir dikmek mi niyetin? Avrupa'daki kitap satışlarını sabote etmek mi? Bir mavi kuş var yüreğimde çıkmaya can atan ama zekiyim, sadece geceleri izin veriyorum çıkmasına, herkes yattıktan sonra. Orada olduğunu biliyorum derim ona, kederlenme artık. Sonra yerine koyarım yine ama hafifçe öter tamamen ölmesine de izin vermiyorum ve birlikte uyuyoruz gizli antlaşmamızla ve insanı ağlatacak kadar güzel, ama ben ağlamam, ya siz?

Charles Bukowski

tavsiye: Miles Davis/ "Blue in Green"

Monday, February 09, 2009

düşüverme(k)

Bir çift yaprakmış dalında yumuşacık
Tutmuşum tutmuşum ellerinden senin
Düşmüşüz yavaşça bir sakin derenin
İçindeymişik yeşilmişik sazmışık
(...)Gene de ona aşk mektupları yazmaktan vazgeçemiyordu. Bir kadın sevgilisine daima mektup yazmalıdır düşüncesi gereğine uyarak yapıyordu bunu.
Ama yazarken, kafasında başka bir adam, olağanüstü ateşli anılar, okuduğu en güzel şeyler ve en şiddetli arzulardan oluşan bir görüntü beliriyordu hayalinde ve sonunda o kadar gerçek, o kadar ulaşılır oluyordu ki Emma sevinçten titremeye başlıyordu. Ama her şeye rağmen açık seçik getiremiyordu onu gözlerinin önüne, değerlerinin bolluğu altında bir Tanrı gibi yitip gidiyordu. Ay ışığında, çiçeklerin en güzel kokuları altında, balkonlarında ipek merdivenlerin sallandığı mavi bir ülkede yaşıyordu artık. Emma onu yanıbaşında hissediyordu, gelecekti, öpecekti ve onu bütün varlığıyla alıp götürecekti. Sonra bitkin bir biçimde düşüyordu yere, çünkü bu belirsiz aşkın atılımları büyük zevklerden daha fazla yoruyordu onu.
Artık sonu gelmeyecek olan, ebedi bir kırıklık hissediyordu. Sık sık tebligatlar, damgalı kağıtlar alıyor bunlara şöyle bir bakıyor, hiç önemsemiyordu. Artık yaşamak istemiyordu ya da sürekli uyumak istiyordu.

Gustave Flaubert/Madam Bovary

tavsiye: Tom Waits/ "All The World is Green"

Friday, February 06, 2009

varma(k)

Çok yorgunum, beni bekleme kaptan. Seyir defterini başkası yazsın.
Çınarlı, kubbeli, mavi bir liman.
Beni o limana
çıkaramazsın...
(N.Hikmet.Ran)
ASLA BURAYAVARAMAZSINÜLKESİ, bir ormanla sarılı, yeri belirsiz küçük bir ülkedir. Tuhaf bir çayırlıktan, birkaç meşe, kestane ağacı ve palmiyenin bulunduğu bir açıklığa varılır. Bunun da ötesinde mavi bir deniz ve kara bir toprak parçasında büyümüş bir elma bahçesine uzanır. Ülkeyi boydan boya aşan küçük dere, ufkun ötesinde denize dökülür. Kuzeydeki küçük bir koya su zambakları ve nilüferler serpiştirilmiştir, koyu çevreleyen hindistancevizi ve portakal ağaçlarının üzerinde koca bir şato yükselir. Ormanın diğer yanında ise, Aslaburayavaramazsınülkesi'nin görülebileceği küçük bir köy vardır. Gerçi ülke fiilen ziyaret edilemez ama bazen sevilen bir şeyin canlı anısı sayesinde görülebilir -bir çocuk kitabı, bir güncedeki kurutulmuş çiçekler, başka birinin odasının perdeleri arasından görülen bir elma ağacı dalı.

André Dhotel/( Le Pays ou l'on n'arrive jamais/ Paris, 1955)

tavsiye: Sigur Ros/ "Staralfur"